+90 530 925 24 78Randevu

ESTETİK REHBERİ

Yüz neden sarkar?

Yüzdeki sarkma tek bir dokudan kaynaklanmaz; üst üste binen katmanların birlikte değişmesiyle ortaya çıkar. Bu yazı bir işlem önermeden, aynada gördüğünüz değişimin altında ne olduğunu anlatır: derideki kolajen ve elastin üretiminin azalması, güneşin bu sürece etkisi, ayrı bölmelerden oluşan yüz yağının hem küçülüp hem yer değiştirmesi, göz çevresi ve üst çenede kemiğin geri çekilerek üstteki dokuyu desteksiz bırakması, dokuyu kemiğe bağlayan tutucu bağların gevşemesi ve SMAS denen ara katmanın bu tablodaki yeri. Katmanların hepsi herkeste değişir ama aynı hızda değişmez; sizde hangisinin öne çıktığı ancak muayenede görülür. Bu sayfa genel bilgi verir; hekiminiz sizi değerlendirip önerisini sunar, kararı siz verirsiniz.

Temsilî görsel: yüz

Sarkma tek bir olayın adı değildir

Aynada gördüğünüz değişimi tek bir nedenle açıklamak mümkün değildir, çünkü sarkma tek bir dokuda olup biten bir şey değildir.

Yüz, üst üste binmiş katmanlardan oluşur: en üstte deri, altında ciltaltı yağı ve onu bir arada tutan lifli ağ, sonra SMAS adı verilen, kaslarla bağ dokusundan oluşan yüzeysel katman, onun altında derin yağ bölmeleri, en altta da kemik zarı (periost) ya da derin fasya denen bağ dokusu zarı. Bu sıralama yüzün bölgelerine göre değişse de temel düzen aynı kalır.

Yaşla birlikte bu katmanların hepsi değişir. Araştırmacılar bu süreci içeriden dışarıya, yani kemikten deriye doğru ele almayı öneriyor. Her katmanda ayrı bir değişim olur: iskelet yeniden şekillenir, yağ yastıkçıkları erir ya da yer değiştirir, kasların gerginliği (tonusu) ve kalınlığı değişir, deri incelip zayıflar.

Aynada tek bir değişim görürsünüz; oysa bunun altında birbirinden bağımsız ilerleyen birkaç süreç vardır ve her biri ayrı bir katmanda yaşanır.

Deride ne değişir

Derinin sıkılığını büyük ölçüde dermis, yani derinin orta katmanı belirler. Buradaki hücreler arası destek dokusunu (hücre dışı matriks) başlıca fibroblast adlı hücreler üretir; kolajen ve elastin lifleri de bu hücrelerden gelir.

Fibroblastlar yaşlandıkça iki yönden birden zayıflar. Bir yandan hücre kendi içinde yıpranır: kromozomların uçlarındaki koruyucu bölgeler (telomerler) kısalır, hücrenin enerji üreten mitokondrilerinin işlevi azalır, hücre içi sinyal yolları bozulur. Öte yandan hücre, yaşlanmayla ilişkili bir salgı düzenine geçer; iltihabı artıran haberci maddeler ve destek dokusunu parçalayan enzimler salgılamaya başlar. Bu ikisi birlikte yapım ile yıkım arasındaki dengeyi bozar. Araştırmalar bu tabloyu kendi kendini besleyen bir kısır döngü olarak tanımlıyor.

Bunun deride üç karşılığı vardır: çizgiler derinleşir, esneklik azalır ve derinin koruyucu bariyer işlevi zayıflar. Deri incelir; gerildikten sonra eski haline daha yavaş döner.

Bu döngünün etkisi dermisle sınırlı kalmaz. Araştırmalara göre yaşlanan fibroblastların salgıladığı maddeler, derinin üst katmanındaki keratinosit hücrelerinin işlevini, pigment (melanin) dağılımını ve derinin bağışıklık savunmasını bozar; küçük damarların ve yağ dokusunun işlevi de bu tablodan etkilenir. Bu yüzden deri, komşu katmanlardan bağımsız düşünülemez.

Burada önemli bir ayrım var: deride olan değişim yüzeyi ve dokunun niteliğini değiştirir ama tek başına bir kütleyi aşağı indirmez. Sarkmanın kütlesel kısmı alttaki katmanlardan gelir.

Güneş, takvimden bağımsız bir hasar ekler

İçsel yaşlanma herkeste olur ve yaşla birlikte ilerler. Bunun üzerine ikinci bir süreç eklenir: dış etkenlerin bıraktığı hasar. Bu etkenler arasında en büyük pay uzun süreli güneş maruziyetine aittir. Güneşin yol açtığı bu yaşlanmaya fotoyaşlanma denir ve ayrı bir başlık olarak incelenir.

Temel mekanizma şöyle özetlenebilir: morötesi (UV) ışınlar, destek dokusunu parçalayan enzimleri harekete geçirir ve yıkım yapımın önüne geçer. Güncel araştırmalar, bu sürece başka sinyal yollarının ve moleküllerin de katıldığını ortaya koyuyor. Görünürdeki karşılığı çizgiler ve renk değişiklikleridir; bu değişimlerin deri tipine göre farklı seyrettiği bildiriliyor.

Aynı yaştaki iki kişinin yüzünün neden aynı görünmediğini açıklayan etkenlerden biri budur: yıllar içinde ne kadar güneş gördükleri onları birbirinden ayırır. Güneşten korunmanın fotoyaşlanmayı azaltmadaki rolü de bu araştırmalarda ayrıca ele alınıyor.

Yüz yağı tek parça değildir

Uzun süre yüzdeki yağın tek ve kesintisiz bir tabaka olduğu düşünüldü. Anatomi çalışmaları bunun böyle olmadığını gösterdi: yüzdeki yağ, lifli bölmelerle birbirinden ayrılmış ayrı yastıkçıklar halinde bulunur.

Bu yastıkçıklar iki ayrı düzeydedir. Yüzeysel olanlar SMAS'ın üstünde, ciltaltında; derin olanlar ise SMAS'ın altında, kemiğe daha yakın yerleşir. İkisinin görevi de farklıdır: derin bölmeler orta yüze ve üstündeki yüzeysel yağa yapısal destek sağlar.

Bu ayrım yalnızca bir anatomi ayrıntısı değildir; görünümü doğrudan belirler. Yüzde dolgunluğun azalması, hangi düzeydeki bölmenin küçüldüğüne göre çok farklı anlamlar taşır. Derin bölme desteğini çektiğinde üstündeki her şey zemin kaybeder; yüzeysel bölme küçüldüğünde ise değişim daha çok yüzeyde, hatların kendisinde görülür.

Yağ hem azalır hem yer değiştirir

Görüntüleme çalışmaları, yağ bölmelerinde iki değişimin birlikte gerçekleştiğini gösteriyor.

Birincisi hacim kaybı. Aynı kişilerin yıllar arayla çekilmiş MR görüntülerinin karşılaştırıldığı bir çalışmada, orta yüzdeki yüzeysel yağ bölmelerinin hepsinde hacmin ve kalınlığın istatistiksel olarak anlamlı biçimde azaldığı görüldü. Bu çalışmada kadınlarla erkekler arasında anlamlı bir fark bulunmadı.

İkincisi yer değiştirme. Aynı çalışmada üst ve orta bölmeler daralırken alt bölme genişledi. Araştırmacılar bunu, yüzeysel yağın içinde aşağı doğru bir hacim kayması olarak yorumluyor. Yani yağ yalnızca erimiyor; bir kısmı yer değiştiriyor.

Bir bulgu daha tabloyu tamamlıyor. Ultrasonla yapılan bir çalışmada, gülümseme sırasında orta yüzdeki yüzeysel yağ bölmelerinin belirgin biçimde yukarı hareket ettiği, derin bölmelerin ise yerinde kaldığı görüldü. Kısacası yüzeysel katman hareketli, derin katman görece sabittir. Hareketli katmanın zamanla yer değiştirmesi ile sabit katmanın destek görevini yitirmesi, bu yüzden yüzde farklı değişimlere yol açar.

Altta kemik geri çekilir

Yüz iskeleti yetişkinlikte değişmeyen, donmuş bir çerçeve değildir. Yaşam boyu yeniden şekillenir ve bu değişim her bölgede aynı ölçüde olmaz.

Güncel araştırmalar, kemik kaybının göz çukurunun kenarlarında, üst çenede ve alt çenede yoğunlaştığını gösteriyor. Bu araştırmalarda toplanan ölçümlere göre yaşamın yedinci on yılına gelindiğinde göz çukuru açıklığı ortalama %15–20 genişliyor, üst çene yüksekliği %8–15 azalıyor, alt çene açısı ise 3–7 derece artıyor. Kadınlarda göz çevresindeki değişim, erkeklerde ise alt çenedeki yeniden şekillenme daha belirgin görünüyor.

Bu tabloyu bambaşka bir kaynaktan doğrulayan bir çalışma daha var. Ortaçağ dönemine ait bir iskelet koleksiyonunda yapılan ölçümlerde, göz çukurunun ve burun girişindeki kemik açıklığının (pyriform açıklık) yaşla genişleme eğiliminde olduğu görülmüş; bu artış erkeklerde istatistiksel olarak anlamlı düzeye ulaşmış. Kadınlarda ise üst çene yüksekliği ve sağ alt çene dalının yüksekliği anlamlı biçimde azalmış. Dişsiz kişilerde, her iki cinsiyette de göz çukurlarının daha geniş, üst ve alt çene yüksekliklerinin daha düşük olduğu bulunmuş.

Kemiğin önemi şuradan gelir: üstteki bütün yumuşak dokular ona yaslanır. Destek yüzeyi küçüldüğünde, üstteki doku aynı hacimde kalsa bile eski yerinde duramaz.

Göz çevresi neden önce belli eder

Göz çevresi, çoğu kişide yaşlanmanın ilk fark edildiği bölgedir. Bunun anatomik bir nedeni var: burada birkaç süreç üst üste biner.

Kemik tarafında göz çukurunun açıklığı genişler; burası, yüzde kemik kaybının en belirgin olduğu yerlerden biridir. Göz çevresi yaşlanması üzerine yapılan araştırmalara göre yumuşak doku tarafında da deri, yağ, kas ve fasya aşağı doğru iner; alttaki kemik, kıkırdak ve dişler ise kütle kaybedebilir.

Bu değişimin deseni herkeste aynı değildir. Araştırmalar, göz çevresindeki çöküklük, göz kapağı düşüklüğü ve deri esnekliği bakımından cinsiyetler ve etnik gruplar arasında anlamlı farklar bildiriyor; bazı gruplar için ise henüz yeterli veri yok.

Bölgenin erken fark edilmesinin bir nedeni de şu: araştırmalara göre göz çevresindeki yaşlanma bulguları çoğu kişide, değişim tamamlanmadan çok önce görünür hale gelir. Yani göz çevresinin erken belli etmesi, sürecin orada daha hızlı ilerlediği anlamına gelmez; üst üste binen değişimlerin küçük bir alanda toplanması onları erken görünür kılar.

Bu yüzden göz çevresinde neler olduğunu bir yazıdan okuyup kendinize birebir uyarlamak zordur. Yazıyla anlatılabilecek olan mekanizmadır; sizdeki dağılımı ancak sizi muayene eden bir hekim söyleyebilir.

Dokuyu tutan bağlar gevşer

Yüzdeki yumuşak dokular boşlukta asılı durmaz. Belirli noktalarda, tutucu bağ adı verilen lifli yapılarla derin dokulara ve kemiğe bağlanır. Yüzün yapısını yerinde tutan bu bağlardır.

Araştırmalar, bu bağların yaşla gevşemesini doğrudan sarkma, çene hattında torbalanma ve hacmin aşağı inmesiyle ilişkilendiriyor. Bağ gevşediğinde üstündeki doku aşağı kayar; bağın bir yanında yığılma, diğer yanında çukurluk oluşur. Yüzünüzde gördüğünüz keskin hatların bir kısmı, işte bu geçiş yerleridir.

Araştırmalar bir noktaya daha dikkat çekiyor: bu bağların anatomisi kişiden kişiye değişir ve bu nedenle planın da kişiye göre yapılması gerekir. Bağların nerede ve ne kadar gevşediği standart bir harita üzerinden okunamaz.

SMAS: aradaki taşıyıcı katman

SMAS, yüzeysel kas-aponevroz sistemi anlamına gelir (aponevroz, yassı ve kiriş benzeri bir bağ dokusudur); ciltaltı yağı ile derin yağ arasında uzanan, lif ve kas dokusundan oluşan bir ağdır. Mimikleri oluşturan kasların bir kısmı bu ağın içinde yer alır; derin dokuların hareketini deriye ileten de bu yapıdır.

Bu katman herkeste aynı biçimde değildir. SMAS'ın gelişimini inceleyen araştırmalara göre bu katmanın derin dokulara nasıl tutunduğu, ayrı katmanlar halinde bulunup bulunmadığı ve bağ dokusu zarı (fasya) bileşeni hâlâ tartışmalıdır. Ameliyatlarda karşılaşılan anatomik farklılıkların da bu gelişim süreciyle açıklanabileceği düşünülüyor.

Sizin için çıkarılacak sonuç basit: yüzün bu ara katmanı herkeste aynı kalınlıkta ve aynı yerleşimde bulunmaz. Aynı yaşta olmak, aynı deseni taşımak anlamına gelmez.

Katmanlı düzenin kendisi de yüzün her yerinde aynı değildir. Araştırmalar, beş katmanlı yapının bölgeden bölgeye değiştiğini ve bağların uzandığı hatlar da hesaba katıldığında bu farklılığın daha da belirginleştiğini gösteriyor. Yüzün bir bölgesinde katmanlar birbirinden net biçimde ayrılırken, başka bir bölgesinde iç içe geçer.

Katmanlar aynı anda ama aynı hızda değişmez

Bütün bu değişimler aynı yüzde olur ama aynı hızda olmaz. Bu yüzden araştırmacılar, yaşlanmayı katman katman değerlendirmeyi ve hangi katmanın öne çıktığını ayırt etmeyi planlamanın başlangıç noktası olarak görür.

Pratikte üç ayrı tablodan söz edilebilir. Kimi yüzde asıl değişen deridir: dokunun kalitesi ve sıkılığı azalmıştır ama kütlesel bir kayma yoktur. Kimi yüzde asıl değişen hacimdir: yağ bölmeleri küçülmüş, alttaki kemik desteği azalmış, hatlar içe çökmüştür. Kimi yüzde ise asıl değişen konumdur: doku kütlesel olarak aşağı inmiş, bağlar gevşemiştir.

Bu üç tablo çoğu yüzde tek başına değil, iç içe görülür. Hangisinin baskın olduğu yaşa bakılarak tahmin edilemez: araştırmalardaki ölçümlerin hepsi ortalamadır ve kişiler arasındaki farklar bu ortalamanın arkasında gizlidir. Kemik üzerine yapılan araştırmalar da bu değişkenliğe doğrudan dikkat çeker.

"Yüzüm neden sarkıyor?" sorusunun dürüst cevabı bu yüzden tek maddelik değildir: sizde hangi katmanın öne çıktığına bağlıdır.

Bu yazının sınırı ve bundan sonrası

Bu yazı tanı koymaz ve bir yöntem önermez. Anlattığı şey mekanizmadır, yani dokuda neler olduğudur. Sizde hangi katmanın öne çıktığı bu sayfadan değil, muayeneden anlaşılır.

Klinikte hyalüronik asit ve kolajen uyarıcı dolgular, eriyen iplerle askılama, botulinum toksin ve mezoterapi uygulamaları yapılır. Bu uygulamaların her biri kendi sayfasında anlatılıyor; kapsamı, sınırları ve sonrasında neler olduğu orada yer alıyor. Bu yazıyla en yakından ilişkili sayfalar Sıvı Yüz Germe, Fransız Askısı ve Çene ve Jawline Dolgusu sayfalarıdır.

Bir şeyi de açıkça söylemek gerekir: yukarıda anlatılan katmanlardaki değişimlerin hiçbiri geri alınabilir değildir. Kemiğin geri çekilmesini, bağların gevşemesini ya da yağ bölmelerinin yer değiştirmesini durduran bir uygulama, bu yazının dayandığı kaynaklarda tanımlanmıyor. Yapılabilecek olan, görünümü hangi katmandaki değişimin belirlediğini saptamak ve o katmana karşılık gelen bir uygulamayı denemektir; bu da her tabloda aynı ölçüde mümkün olmaz.

Bu yazı, yüzünüzde neler olduğunu anlatmakla sınırlıdır. Bundan sonrasını, okuduklarınızı da göz önünde bulundurarak kendiniz tartacaksınız.

Kaynaklar

Bu kaynakların tamamı ve doğrulama yöntemi

Bu sayfadaki bilgiler genel bilgilendirme amaçlıdır; tıbbi tavsiye yerine geçmez. Hekim değerlendirir ve tavsiye eder, kararı siz verirsiniz. Son güncelleme:

Çerez tercihleri

Bu sitede zorunlu olanlar dışındaki çerezler yalnızca izninizle çalışır. Analiz ve reklam ölçümüne izin verip vermemeyi seçebilir, kararınızı sayfanın altındaki “Çerez tercihleri” bağlantısından istediğiniz zaman değiştirebilirsiniz. Çerez politikası